PANEL 1: TARLADAN RAFA, RAFTAN TÜM DÜNYAYA
Tarım ve gıdanın tüketici ile buluşma noktası perakende sektörü yine gündemimizdeydi. Perakende sektörünün tarıma bakışı ve yerel üretimi destekleme çalışmalarını alanının en deneyimli isimleri ile 3. Güvenilir Ürün Zirvesi’nde konuştuk. Usta iletişimci Fügen Toksü’nün moderatörlüğünde başlayan sohbetten satır başlarını sizin için derledik.
FÜGEN TOKSÜ-İLETİŞİM DANIŞMANI (MODERATÖR) : Biz aslında sağlıklı olmak istiyoruz çünkü yaşlar artık doksanları geçti. Dikkatli beslenmeye çalışıyoruz. Burada da eminim bütün herkesin yolu hem Metrodan hem Hepsiburada'dan, Migros'tan, CarrefourSA'dan geçmiştir. Ben Beşiktaşlıyım. Beşiktaş'ta bir Migros vardı, ilk o zaman tanıştım Migros'la. Kamyonla dolaşan Migros'ları da hatırlıyorum. Sonra hayatımıza CarrefourSA girdi, sonra metro girdi derken 2000'li yıllarda bir dijital fırtına geldi ve sevgili Hanzade Doğan Hepsiburada tohumunu saçtı ve onunla birlikte de bambaşka bir dünya geldi. Ama o arada zaten bütün markaların online alışveriş platformları da doğdu. Metro’da, CarrefourSA'da, Migros'ta da online alışveriş yapıları doğmaya başladı ve biz artık kapımıza gelen ürünlerle muhatap olmaya başladık. Bu kadar kompleks süreçleri nasıl yönetiyorsunuz?
CAVİT METİN-Migros A.Ş.Özel Markalı Ürünler & Dış Ticaret Geliştirme & Bölgeler Pazarlama Direktörü : Hepimiz profesyonel olarak bu işi yapıyoruz ama aynı zamanda tüketiciyiz, yani biz de sizler gibi tüketiciyiz. Biz de aldığımız ürünlerin gerçekten sağlıklı olmasına dikkat etmek istiyoruz. Her ürünün kendine göre prensipleri ve prosedürleri ayrı ama biz şuna özen göstermeye çalışıyoruz: bir ürünün tarladan ya da fabrikadan fark etmez, ham maddesinden son ürün oluncaya kadar ya da tarladan rafa gelinceye kadar, hatta raftan da tüketicinin bunu alıp evde tüketilmesi ve sonrasındaki tüm süreçlere kadar bu aşamaları takip etmeye çalışıyoruz. Her şeyden önce izlenebilirlik dediğimiz kriterler var. Tedarikçilerimizi hem periyodik olarak hem habersiz olarak denetliyoruz. Açıkçası bu denetlemeler sadece ürünün üretim aşaması ya da ürün nasıl üretiliyor kısmının ötesine geçti. Artık etik denetimler de yapıyoruz; çalışan çocuk işçi var mı, personel haklarını zamanında doğru bir şekilde alabiliyor mu gibi konular biraz daha ön plana çıkmaya başladı. Dolayısıyla artık bize çeşitli puanlar veriliyor, skorlar oluyor. Hatta buralarda çok daha iyi puan alan tedarikçilerimizin aldığı sertifikalar uluslararası geçerlikle kazanıyor. Yani bu denetimlerden geçen tedarikçimiz çok rahatlıkla yurt dışına ilave bir prosedüre tabi olmadan ürün satabilir hale geliyor.
Konumuz tarım ve kooperatifleşme, kadın girişimcilik. Biz bu başlıkların ne kadar önemli olduğunu pandemi döneminde test ettik ve bence Türk perakendesi iyi bir sınav verdi. Yurt dışında gördüğümüz o boş kalan raflar sıkıntısı ülkemizde yaşanmadı. Bu gösteriyor ki kendi kendine yetebilirlik ve kendi kaynaklarını üretip onu tüketebilme ve bunu sürdürebilir kılmak çok kıymetli. Bunun temeli ise tarım. Bir önceki oturumda Cemal Özen’de bahsetti çiftçilerimiz zor dönemlerden geçiyorlar. Türkiye’de üretici yaşı hızla yaşlanıyor böyle bir problem var, bizim buna kafa yormamız lazım. Türkiye'nin üretmesi lazım, Türkiye'nin petrolü yok, Türkiye’nin petrolü tarım aslında. Bizde Migros olarak ciromuzun çok önemli bir kısmını tarım ve tarımsal ürünlerden elde ediyoruz yani nerdeyse işimizin yüzde sekseni tarıma dayalı ürünlerden. Dolayısıyla bu konu hepimizin ve buna mutlaka kafa yormamız lazım bütün paydaşlar bütün ekosistem buna kafa yormamız lazım. Ben biraz Migros'un bu alanda neler yaptığından bahsedeyim. Biz 2010 yılında tarım Bakanlığı'yla birlikte bir proje başlattık. İyi tarım uygulamaları adı altında 2010’ dan 2024 yılına kadar gelen süreçte de yaklaşık 1 buçuk milyon tonluk iyi tarım uygulamalı ürün hacmine ulaşıldı. Bu hacim ne kadar artarsa bu ürünlerin katma değeri o kadar yükseliyor ve bundan tüm ekosistem fayda görüyoruz. Tüketici olarak fayda görüyoruz daha izlenebilir ürünler daha sağlıklı ürünler tüketiyoruz, üretici olarak fayda görüyoruz üreticiler ürünlerini pazara ulaştırmada kolaylık elde ediyor, ürünümü kime satacağım diye bir derdi olmuyor, bu ürünleri dünyaya satma ihtimalleri artıyor. Birde bu ürünlerin kontrolü yapılıyor. Biz Migros olarak şu ana kadar 145 tane ürünü iyi tarım sertifikalı hale getirdik ve bunun Odağımızda yer alan bir başka konu ise kendine yetebilirlik. Yeşil mercimek mesela aslında Türkiye'den dünyaya yayılmış ama maalesef sonra tüm dünyadan türkiye'ye ithalatı yapılan bir ürün haline gelmiş yeşil mercimek biz burada Kayseri valiliğiyle ve Kayseri'deki üretici kuruluşlarda bir iş birliği yaptık yerel ürün üretimini arttırmaya yönelik.
EKREM ALTIN-Metro Türkiye Gıda Satınalma Direktörü: Güvenilir gıdaya erişimin ne kadar kıymetli olduğunu depremde, pandemide yaşadık. Perakende noktalarının da yine güvenilir gıdaya taze gıda erişim konusundaki performans ve başarı hikayesine tanıklık ettik. Metro Türkiye olarak Türk mutfağına hizmet etmeyi kalbimizin ortasına koymuş bir kurumuz. 2012 yılında başladığımız projeyle coğrafi işaretli ürünler projemizle önemli başarılar elde ettik.
Mesela Taşköprü sarımsağı 2012 yılında rekoltesi 50,000 tondan 10,000 tonlara kadar gerilemişti ve Çin sarımsağı karşısında çok büyük bir tehdit altındaydı. Biz, çiftçilerimize eğitimler verdik, seminerler verdik ve alım garantisi verdik ve Taşköprü sarımsağı Avrupa Birliği'nde de tescil alan ürünlerinden bir tanesi haline geldi. Bunun gibi onlarca hikaye var.
Türk mutfağından bahsederken dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyorum. Bizim olmazsa olmaz kısmımız ürün ve ürünlerimiz konusunda hepimizin üstüne düşen çok önemli görevler var. Küçük bir örnek bu potansiyelden bahsederken mesela İtalya'nın parmesanından bir örnek vermek gerekirse 50,000 kişinin ekmek yediği bir iş bu ve 300 milyon euro'luk bir ekosistemden bahsediyoruz.300 milyon Euro ve 50,000 kişilik bir örnek. Ülkemize dönelim Malatya kayısısından bir örnek veriyim 50,000 aile ekmek yiyor burdan ama yarattığımız katma değer 30 milyon Euro yani İtalya’nın onda biri kadarlık bir katma değer var. Bunun gibi çok ürünümüz var bizim üstümüze düşen aslında burada alacağımız çok büyük yol var.
YALKIN TÜTÜNCÜOĞLU-Hepsiburada Kategori Grup Başkan Yardımcısı: 25 yıl öncesinde Hanzade Hanım'ın kurduğu ve bugün hâlâ oldukça rekabetçi pazar şartları altında faaliyetimize devam ediyoruz. Bir yanda Amerikalı bir yanda Çinli ve bir Türk'ün olduğu bir fıkraya benziyor biraz bizim dijital hikayemiz. Böyle bir rekabetin içinde ve yüzde yüz yerli kaynaklarımızla e ticareti ülkemize döndürmeye çalışıyoruz. Geçtiğimiz yıl 1.85 trilyon liralık bir e ticaret hacmi yakalandı, Türkiye'nin tamamında ki ticaretin bu sene 3.5 trilyona kadar ulaşmasını öngörüyoruz. Birçok proje ve program yürütüyoruz onlardan en kıymetli olanıda bizim için kadın girişimciler programımız. Bu program kapsamında neler yapıyoruz Türkiye'nin farklı coğrafyalarında özellikle üretim anlamında değer yaratan, ortaya bir ürün koyan kadın girişimcilerimizi hem komisyon anlamında hem onların dijital dünyada gelişimi anlamında hem de satışlarını artırmaları konusunda desteklemeye çalışıyoruz. Kadın girişimciler projesindeki hacim kabaca 5000 satıcıya ulaşmış durumda ve her sene aslında bunu büyütmeye çalışıyoruz. Bir de Hepsitürkiye'den projemiz var. Fethiye’den, Adana'dan, Osmaniye'den farklı kooperatiflerden gelen bu bölgeye has ürünleri ön plana çıkardığımız bir proje.
Biz iş ortaklarımızla beraber mevcut ticaretimizi büyütme yönünde hamleler yapıyoruz. Hepsiburada olarak kuruduğundan bu yana Türkiye'ye değer katma motivasyonuyla da beraber toplumsal değer katacak farklı projelere imza atmaya çalışıyoruz. Maalesef biraz önce de değindik deprem dönemi beraber nasıl fayda sağlayabiliriz diye üzerine düşündüğümüz ve çalıştığımız bir dönem oldu. Bütün perakendecilerin ve online platformların el ele vererek çalıştığı bir dönemdi. Çünkü bölgede çok acil ihtiyaç vardı bazı ihtiyaçların çok hızlı çözülmesi gerekiyordu. Biz, Mart 2023 itibariyle bölgede üzerinde deprem bölgesi e- ticaret ve teknoloji projesi başlattık. Projenin amacı bölgede o dönem için tekrar çalışmaya ihtiyacı olan kitleye istihdam sağlamak ve artık çalışamaz durumda olan satıcılarımızın mümkün mertebe ihtiyaçlarını gidererek onlara kolaylıklar sağlamaktı. Tabii hiç satış yapmamış bir çok satıcıyı e ticaret ile tanıştırmaktı. Bugün buradaki uzaydan toplam 10 bine yakın satıcıya ulaştık bunların kabaca 5 bini daha önce hiç e ticaretle uğraşmamış insanlardan oluşuyor. 2023 Mart'tan bu yana bölgede kabaca 7 milyara yakın değer yarattık diyebilirim. Hedefimiz bu sene sonu itibariyle bu rakamı 10 milyar TL’ye çıkarmak.
PANEL 2: Yerel Ürünlerle Tatlanan Kültürel Hazinemiz: Türk Mutfağı
Gıda ve tarım sektörü denilince ayrı düşünülemeyen sektör Gastronomi…yerel üretimin odağa alındığı 3. Güvenilir Ürün Zirvesi’nde kültürel hazinemiz Türk Gastronomisini konuşmazsak etkinlik eksik olurdu. Kendi alanlarının en önemli isimleri, Türk mutfağının uluslararası alandaki yerini, gastronomi turizminin potansiyelini ve kültürel mirasın korunmasını ele aldı. Deneyimli Gastronomi Yazarı Talip Bayram’ın moderatörlüğünü üstlendiği panelde bakın neler konuşuldu…..
Talip Bayram-Gastronomi Yazarı (Moderatör): Bugün ülkelerin ekonomik gücünü belirleyen bir başlığı gastronomiyi konuşacağız. Akademiden mutfak profesyonellerine, yapay zeka üzerine çalışanlardan Türk mutfak kültürünü çalışanlara aramızda alanının en deneyimli isimlerini misafir ediyoruz. Bizim yemek kültürümüzle ilgili çok önemli bir kültürel mirasımız var Alanya’da, Gülüklü çorbası, öksüz helvası ve laba dolması gibi yemekler yedim. Gerçekten, bunlar hakkında çok az kişi bilgi sahibi. Şu an kültürel mirasımız kabul edilen 6000 yemek artık yapılmıyor. Biz aslında kültürel lezzetlerimizi, yemek kültürümüzü biraz unutmuşuz. Bu mirası tekrar ön plana çıkarmak çok önemli.
Ramazan Bingöl-TÜRES Genel Başkanı: Türk mutfağını çok övüyoruz ama literatürde yokuz. Peru, Kore gibi ülkeler bizden önde. Bunu nasıl değiştireceğiz? Artık gastronomi turizmi ve gastro-politika devreye girmeli. Biz Türk mutfağını dünyaya duyurabilecek çok değerli bir hazineye sahibiz, ama iyi bir stratejiye ihtiyacımız var.
Coğrafi işaretli ürünlerimiz dünya çapında tanıtılmalı, katma değerli bir şekilde satılmalı. Örneğin, bir Akçaabat mantarı Avrupa'ya gittiğinde 100 Euro’ya satılıyor, ama burada 2 Euro’ya satılıyor. Bu ürünleri doğru şekilde değerlendirmeliyiz.
Türkiye, gastronomi alanında ciddi çalışmalar yapıyor. Bakanlıklar ve yerel yönetimler çok ciddi işler yapıyor, bunlar yakında her yerde görülecek. Türk mutfağı artık dünyada hak ettiği yeri alacak. Evet gastronomi alanında muazzam bir hazinemiz var ama bunu gösterebilmekte önemli. Restaurantlarımız kalitelerini arttırmalı.
Dr. Serap Nazır Demircan-Beykoz Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı: Uzun yıllardır iyi tarım uygulamaları ve coğrafi işaretli ürünlerle çalışmaktan gurur duyan birisi olarak, şimdi akademi bakış açısıyla bu alana katkı sağlamak için çalışıyorum. Yerli malı ve Türk mutfağı sloganlarıyla büyüyen bir neslin temsilcisi olarak, ülkemizin kadim mutfak kültürünü, Mezopotamya’dan Osmanlı’ya ve Cumhuriyet dönemine kadar uzanan derin tarihsel mirasını öğrencilerimize aktarıyoruz.
Günümüzde gastronomi eğitimi, yalnızca lezzetli yemek hazırlamaktan ibaret değil; ürün geliştirme, duygusal analiz, aromatik bitkiler ve baharatlarla tatları zenginleştirme gibi geniş kapsamlı bir yaklaşımla sürdürülüyor. Eğitim programlarımızın yüzde 50’den fazlasını uygulamalı dersler oluşturuyor. Bu süreçte öğrenciler, sektörün deneyimli şefleri ve uzmanlarıyla birebir çalışarak hem teknik bilgiye hem de yaratıcı becerilere sahip oluyor.
Amacımız, öğrencilerimizin sadece sektörde çalışmakla kalmayıp, Türk gastronomisinin global arenadaki tanınırlığını artırmalarına da katkı sağlamak.
Bayram Özrek-TAŞFED Yönetim Kurulu Başkanı: 1992 yılında kurulan derneğimiz, 2000 yılında federasyon haline geldi, 2011 yılında ise Dünya Aşçılar Birliği'ne üye olduk ve Türkiye'de bu birliğe üye olan tek federasyon olduk. Ayrıca, bugün Avrupa ve Asya'nın bazı bölgelerine de merkez olarak hizmet veriyoruz. Dünya Aşçılar Birliği'nin bir parçası olarak, şeflerle birlikte uluslararası festivaller, fuarlar ve gastronomi programlarına katılıyor ve bu etkinliklerde Türk mutfağını tanıtıyoruz. Türk Aşçılık Milli Takımı ile 1997'den bu yana yurtdışındaki programlarda Türk mutfağını temsil ediyor ve bu programlarda ödüller alıyoruz.
Talip Bayram'ın sorusu üzerine, Türkiye'den yurtdışına başarıyla gitmiş şeflerin sayısının oldukça fazla olduğunu belirten Özrek, 2019-2024 yılları arasında 600'ün üzerinde şefin yurt dışına gönderildiğini ve bunların çoğunun mutfak sanatları mezunu genç şefler olduğunu vurguladı. Bu şeflerin gittikleri ülkelerde başarılı olduklarını ve geri dönerken olumlu geri bildirimler aldıklarını söyledi. Ancak, sektördeki en büyük sorunun Türk aşçılarının yurtdışına gitme isteği olduğunu ifade etti. Türkiye'deki maaşların yetersizliği nedeniyle, birçok aşçının yurtdışını tercih ettiğini ve bunun çözülmesi için okul ve sektör işbirliğinin artırılması gerektiğini belirtti.
Gastronomi turizmi hakkında da konuşan Özrek, Türk mutfağının çok zengin bir lezzet yelpazesi sunduğunu, ancak yurtdışında sadece belli başlı tatların tanındığını söyledi. Rakı, döner, baklava, lokum ve Türk kahvesi gibi ürünler dünyada bilinse de, Türk mutfağının sunduğu diğer tatların henüz yeterince keşfedilmediğini belirtti. Özrek, bu konuda devletin ve bakanlıkların desteklerinin çok önemli olduğunu ve Türk mutfağını dünyaya tanıtmak için daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiğini vurguladı.
Sibel Topçuoğlu Dedeoğlu-Türkolog, Türk Mutfağı Uzmanı: Anadolu toprakları, tarihi birikimi, kültürel zenginlikleri ve doğal özellikleriyle gerçekten kadim bir bölge olup, bu toprakların en değerli kültürel unsurlarından biri de mutfak kültürüdür. Mutfak kültürüne bakarken, bu kültürün sadece yeme içmeden ibaret olmadığını, aslında sağlık, bilim ve geleneklerle şekillendiğini görmek gerekir. Örneğin, Kahramanmaraş'ta yetişen ürünler ve bunların yapım teknikleri, çok sayıda benzersiz özelliğe sahiptir. Bu unsurlar arasında sumak, tarhana ve tırşik gibi ürünler ön plana çıkmaktadır.
Sumak, özellikle sağlık açısından büyük önem taşır. Maraş'ın endemik bitkilerinden biri olan sumak, ekşi tadıyla bilinir ve geleneksel olarak çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılır. 18. yüzyılda Osmanlı doktorlarının kolera hastalığına karşı Maraş'tan gelen sumak şerbetiyle tedavi önerdiği kaydedilmiştir. Yine, Maraş'ta sumak ekşisi günümüzde de hala sıvı formda, tıpkı nar ekşisi gibi, tüketilmektedir.
Tarhana ise hem tarihi bir geçmişe hem de günümüz gastronomisine değerli bir katkıdır. Osmanlı döneminde, Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferi sırasında gıda lojistiği olarak kullanılan tarhana, günümüzde Maraş’ta birçok firma tarafından üretilmekte ve yurtdışına ihraç edilmektedir. Tarhananın, Maraş’ta toplum hayatında çok özel bir yeri vardır. Düğünlerde, toplu yemeklerde ve ev ziyaretlerinde önemli bir rol oynar.
Tırşik otu ise Maraş'ta geleneksel olarak kullanılan ve çok faydalı olduğu bilinen bir başka üründür. Tırşik, C vitamini bakımından zengin olup, aynı zamanda çok güçlü bir antioksidan etkisi gösterir. Bu bitki, halk arasında sağlık amacıyla, özellikle hastalanmamak için tüketilen bir çorba olarak kaynatılır. Ayrıca, bu bitkinin bilimsel araştırmalarla antioksidan özelliği de kanıtlanmıştır. Canan Karatay’ın yaptığı araştırmalarla, tırşik otunun sağlığa olan faydaları daha da ön plana çıkmıştır.
Maraş’tan gelen bir başka önemli ürün ise sarı çeltik pirincidir. 18. yüzyılda Mısır'dan gelen bir ailenin taşıdığı pirinç tohumlarından elde edilen bu pirinç türü, günümüzde Maraş’a özgü ve değerli bir tarım ürünü haline gelmiştir. Sarı çeltik pirinci, hem tarihi hem de kültürel bağlamda büyük öneme sahiptir.
Bu örnekler, Anadolu'nun mutfak kültürünün sadece bir yemek listesi değil, aynı zamanda sağlığı, tarihi, coğrafyayı ve toplum yapısını yansıtan bir aynası olduğunu gösteriyor. Gastronomi, zamanla sadece bir yemek meselesi olmaktan çıkıp, sağlıklı beslenme ve bilimsel araştırmalarla da iç içe geçen bir alan haline gelmiştir.
Doç.Dr.Gül Tokdemir-Çankaya Üniversitesi Akademisyen: Gastronomi ve yenilikçi teknolojilerin birleşimi, sektörün geleceğini şekillendirecek önemli bir trend. Yapay zeka, sanal gerçeklik ve metaworld gibi teknolojiler, sektördeki iç süreçleri dönüştürmeye başladı ve önümüzdeki yıllarda bu etkilerin artması bekleniyor. Gastronomi sadece yemek hazırlığıyla ilgili değil, aynı zamanda sağlık, güvenlik ve iş operasyonlarını içeren karmaşık riskler taşıyor. Bu riskleri yönetmek, gelecekteki şefler için kritik bir beceri olacak.
Bu doğrultuda, gastronomi öğrencilerinin mutfak güvenliği ve risk yönetimini öğrenebilmeleri için sanal gerçeklik teknolojisini kullanan bir proje başlatıldı. Bu projede, sanal ortamda mutfak riskleri deneyimlenerek, öğrencilere güvenli bir şekilde pratik yapma imkanı sunuluyor. Ayrıca, yapay zeka destekli şef avatarları da öğrencilere tarif öğretirken güvenlik ve risk yönetimi konusunda rehberlik edecek.
Yenilikçi teknolojiler sadece eğitimde değil, mutfak operasyonlarının optimize edilmesi, sürdürülebilirlik ve kaynak yönetimi gibi alanlarda da kullanılabiliyor. Yapay zeka, restoranlarda enerji ve malzeme tasarrufu sağlamak için de etkili bir araç olacak.
WORKSHOPLAR
Hem glutensiz hem leziz
3. Güvenilir Ürün Zirvesi kapsamında düzenlenen workshoplar gastronomi tutkunlarını buluşturdu. Hem glutensiz hem leziz temasıyla gerçekleştirilen workshoplarda, glutensiz tariflerin hem sağlıklı hem lezzetli olabileceği vurgulandı. Ana sahnede reçete denemeleri ile gerçekleşen etkinlikte glutenin tercih mi zorunluluk mu olduğu sorusu da geniş çapta ele alındı.
Güvenilir Ürün Zirvesi’nin en merak edilen etkinliklerinden workshoplar bu yıl "Tatlarda Özgürlük: Glutensiz Lezzet Keşfi" başlığında düzenlendi. Ana sahnede yapılan Glutensiz reçete denemelerini gastronomi alanının uzman ismi Şef Özlem Mekik hazırladı.
Workshopların ilk bölümünde Muratbey Peynirleri kullanılarak Patlıcan Melanzane yapıldı. Patlıcanlı bir meze olan tarifte Muratbey’in Kaymaklı ve Burgu Peyniri kullanıldı. Ürünün hazırlanması esnasında konunun uzman isimleri de glutensiz beslenmeye dair doğru bilinen yanlışları konuştu. Moderatörlüğünü Analiz Gazetesi Yazarı Kübra Yılmaz Çetindağ’ın yaptığı sohbetin konuşmacıları İstanbul Aydın Üniversitesi Gastronomi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Kamil Bostan, Muratbey İletişim ve İş Geliştirme Direktörü Gülnur Uluğ ve Türkolog Sibel Topçuoğlu Dedeoğlu oldu. Gazeteci Kübra Yılmaz Çetindağ’ın sorularını yanıtlayan konuşmacılar gluten ile sağlık ilişkini tartışırken glutensiz lezzetlerin Türk damak kültürüne uygun hazırlanabileceği konuşuldu.
İkinci workshopta ise et şarküteri ürünleri kullanılarak hazırlanan glutensiz tarifler ele alındı. Danet Afyon Sucuğu ve Danet Dana Kaburga Füme ürünleri kullanılarak hazırlanan Fırın Mücver hem sağlıklı oluşu hem de pratikliği ile çok beğenildi. Fırın Mücver hazırlanırken Gastronomi Yazarı Talip Bayram’ın moderatörlüğünü üstlendiği bir sohbet gerçekleştirildi. Toplumun gluten tüketimine bakışı, yanlış bilgilendirmeler, çölyak’ın nasıl bir hastalık olduğu gibi başlıkların ele alındığı sohbette DANET Kalite Güvence Yöneticisi Furkan Sungur Uluçay, Çölyakla Yaşam Derneği Başkanı Serap Ardıç ve Beykoz Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Öğretim Görevlisi Çise Gökçe gluten tercih mi zorunluk mu sorusuna da yanıt aradılar.
Her iki workshop da gluten hassasiyeti olanlar için hem lezzetli hem de sağlıklı alternatiflerin mümkün olduğunu gösterdi. Katılımcılar, glutensiz mutfakla ilgili bilgi edinirken aynı zamanda öğle yemeğinde workshoplarda yapılan reçeteleri tatma fırsatı buldular.
İşte o glutensiz reçeteler.
Patlıcan Melanzane
Hazırlanma ve Pişirme Süresi: 30 dakika
Porsiyon Miktarı: 4 - 6 kişilik
Malzemeler:
2 adet bostan patlıcanı (halka halinde kesilmiş ve tuzlu suda bekletilmiş)
200 gram Muratbey Burgu Peynir
100 gram Muratbey Kaşar Peyniri (rendelenmiş)
2 diş sarımsak (ince doğranmış)
1 adet soğan (ince doğranmış)
3 adet domates (rendelenmiş)
1 yemek kaşığı zeytinyağı
1 tatlı kaşığı domates salçası
Tuz, karabiber, fesleğen
Taze fesleğen yaprakları (isteğe bağlı)
Hazırlanışı:
1- Halka halinde kesilmiş patlıcanları tuzlu suda bekletin, ardından iyice kurulayın ve zeytinyağı ve mısır unu ile bulayın.
2- Bir tavada zeytinyağı ile doğranmış sarımsak ve soğanı soteleyin. Domatesleri ve salçayı ekleyip 5 dakika kadar pişirin. Tuz, karabiber ve fesleğen ekleyerek sosu lezzetlendirin.
3- Patlıcanları180 C fırına verin ve pişirin.
4- Ön pişirilmesi yapılmış patlıcanları fırın tepsisine bir kat serin, üzerine domates sosu gezdirin. Muratbey Burgu Peyniri ve rendelenmiş Muratbey Kaşar Peynirinden serpin. Bu işlemi birkaç kat yaparak tekrarlayın.
5- Önceden ısıtılmış 180°C fırında, peynirler eriyip üzeri hafif kızarana kadar (yaklaşık 10-15 dakika) pişirin.
6- Üzerine taze fesleğen yaprakları ekleyerek servis edin.
Fırında Kabak Mücver
Hazırlanma ve Pişirme Süresi: 50 dakika
Porsiyon Miktarı: 4 - 6 kişilik
Malzemeler:
2 adet kabak, 1 adet havuç ve 1 adet patates (rendelenmiş ve suyu sıkılmış)
100 gram Danet Afyon Sucuğu (küçük küpler halinde doğranmış)
100 gram Danet Dana Kaburga Füme (ince doğranmış)
2 adet yumurta
1 su bardağı rendelenmiş kaşar peyniri
1/2 su bardağı mısır unu
1/2 su bardağı zeytinyağı
1 paket kabartma tozu
Tuz, karabiber, pul biber
Biraz doğranmış taze nane ve dereotu
Hazırlanışı:
1- Rendelenmiş sebzelerin suyunu iyice sıkın.
2- Kabak, havuç, patates ve doğranmış Danet ürünlerini bir karıştırma kabına alın.
3- Yumurtaları, rendelenmiş kaşar peynirini, mısır ununu ve kabartma tozunu ekleyin.
4- Zeytinyağını ekleyerek karıştırın. Tuz, karabiber, pul biber ve taze otlarla lezzetlendirin.
5- Hazırladığınız karışımı yağlanmış fırın tepsisine eşit bir şekilde yayın.
6- Önceden ısıtılmış 180 derece fırında 25-30 dakika üzeri kızarana kadar pişirin.
7- Dilimleyerek sıcak servis yapın.
