top of page

Anadolu’dan Dünya’ya açılanlar

Yerelde doğan gözünü globale diken Türk markaları…bugün onların Dünya markası olma yolculuklarını izliyoruz..Peki nasıl başardılar? Oğuz Holding CEO’su Enes Örer moderatörlüğünde düzenlenen panelde konuşmacılar Anadolu’da başlayan başarılarını yurtdışına taşıma hikayelerini anlattı.

toplu.JPG

Nazan Eke /Alyalina Yönetim Kurulu Başkanı

"On yıl önce eşimin şirketinde çörek otuyla başladı sevdamız ve Türki Cumhuriyetler'deki yoğun taleple Rusya'dan Özbekistan'a kadar ihracatımız ilerledi.

Beş, altı yıl önce, tam pandemi öncesinde, çörek otlu kozmetik ve bitkisel ürünler için kendi şirketimi kurmaya karar verdim. Şu anda 320 çeşit ürünümüzle 7 ülkedeki şirketlerimle faaliyet gösteriyoruz. Kozmetikten gıda takviyesine, içecekten ve temizlik ürünlerine kadar çeşitlendik. Biz doğrudan satış sektöründeyiz ve ürün memnuniyeti bizi yurt dışına taşıdı. Talebe göre hareket ediyoruz ve şu an 7-8 ülkede 350 bin distribütörümüz var. Doğrudan satış sektörü, özellikle ev hanımları için çok ciddi kazanç kapısı, dolayısıyla ekonomi ve istihdama büyük katkı sağlıyor. Cesaret herşeyin ötesinde cesur davranarak, eşimden aldığım destekle ve hayallerimin peşinden koşarak Alyalina'yı kurdum.

nazan eke.JPG

2026 hedefimizde Uzak Doğu ve Afrika var, ayrıca Avrupa'da e-ticaret anlaşmaları yapmak üzereyiz. Önceliğimiz, dokunabildiğimiz ve konuşabildiğimiz insanlarla iş kurmak olan doğrudan satış olsa da, ülkelere göre e-ticaret alternatifini de kullanacağız."

nalan kurt.JPG

Nalan Kurt/NLK Soft Yönetim Kurulu Başkanı

"Gaziantep merkezli bir yazılım şirketi olarak 19. yılımızı kutladık, şimdi 20. yıl hazırlıkları yapıyoruz. E-ticaret, e-ihracat ve yapay zeka alanlarında çalışıyoruz. Dünya dönüşüyor ve internet sayesinde birçok şey mümkün. Türkiye'de ticaret hacmi artarken, yurt dışıyla kıyaslandığında büyük bir pazar boşluğu var; buradan çok güzel fırsatlar yakalıyoruz. Gaziantep'te başladık, sonra İstanbul ve İngiltere'ye yayıldık. Teknoloji çok hızlı gelişiyor, bu yüzden sürekli koşmak zorundayız. İş ortaklarımızla birlikte 15 ülkeyle çalışıyor, stratejiler geliştiriyoruz. 

 İnternet, Gaziantep'ten Amerika veya İngiltere'ye hizmet vermemizi sağlıyor. Platformlar, dünyaya açılmamız ve insanlarla tanışmamız için çok önemli. İngiltere'den oturum alıp o tarafa doğru ilerliyor, online eğitimler veriyor ve çeşitli kurumlarla projeler yapıyoruz. Ben bir yazılımcı olarak teknik kısma da hakimim. Üniversitedeyken çalışmaya başlamak bana çok katkı sağladı. Şirketimizde X, Y ve Z kuşağı bir arada çalışıyor, bu özel ve anlamlı bir karışım oluşturuyor. Özellikle Z kuşağı anlam ve ilham peşinde, parayla çalışmıyor; onlara kendilerini gerçekleştirme fırsatı verince daha iyi bir yol kuruyoruz. Teknoloji sektöründe coğrafyanın önemi kalmıyor. Yapay zeka çağındayız ve gençler bu alana hakim. Şu anda herkese e-ihracata odaklanmasını tavsiye ederim fırsatlar varken çünkü gelecekte pazar yerlerinde yer almak zorlaşacak."

MUSTAFA KÜRLEK / Köklü Zeytincilik Y.K. Başkanı

"Ayvalık Köklü Zeytinyağları'nın 4. kuşak temsilcisiyim. Balıkesir Ayvalık'ta, ailemizden gelen zeytincilik mesleğini dört kuşaktır, yüzyılı aşkın süredir sürdürüyoruz; uluslararası ödüllere sahibiz ve zeytinyağımızı 25 ülkeye ihraç ediyoruz.

Zeytinyağı milli ürünümüz ve en önemli ihracat kalemlerimizden biri. En önemlisi de geliri doğrudan çiftçinin cebine giriyor. Ticaret Bakanlığı'nın dönem dönem kısıtlamaları oldu, özellikle dökme ihracatında ambalajlı ürün adı altında yine dökme ihracatı yapılması gibi süreçler yaşandı.

Hepimiz katma değerli ambalajlı ihracat istiyoruz ancak yurt dışından gelen talepler maalesef genellikle dökme üzerine. Bu sorunun, 10-15 yıllık uzun süreli sektör çalışmaları ve ambalajlı ihracata yönelik yatırımlarla düzeleceğini düşünüyorum.

mustafa kürlek.JPG

Ambalajlı zeytinyağında destekleme ve 80 kuruş bandındaki zeytinyağı destekleme priminin İspanya'daki 65 cent seviyesine çıkarılması taleplerimiz var. Ayrıca Avrupa pazarındaki 1.14 Euro'luk AB vergisi bizi maliyet olarak yukarıda bırakıyor; AB ihracatına destek sunulması ihracatı artıracaktır. Fiyat farklarından dolayı zeytinyağı ihracatı zor bir iş. İspanya'nın 4.4 Euro'suna karşılık Türkiye'nin 5.3 Euro'luk ortalama fiyatı nedeniyle 10 yıllık müşteriyi kaybedebiliyoruz. Yüzde 31 gümrük vergisi ve yüksek maliyetler ithalatı engelliyor. İhracata dayalı ithalatta yani dahilde işleme rejimine izin verilmesi, hem çiftçimizin ürününü paraya dönüştürecek hem de pazarlarımızı koruyacaktır.

Kuşaklar arası çatışmayı aşmamızda aile eğitimi, büyüklerin sorumluluğu devretmesi ve kurumsallaşma çok önemli faktörler oldu. Ayvalık, dünyanın en iyi zeytinyağı lokasyonlarından biri; biz de 300 yıllık taş değirmenlerini modern teknolojiyle birleştirerek geleneksel ve kaliteli üretim yapıyoruz. Önümüzdeki ay Güney Kore'de ilk yurt dışı satış mağazamızı açıyoruz ve 5 yıllık süreçte 3-4 adet yurt dışı mağazası hedefliyoruz. Zeytin reçeli, zeytin lokumu, zeytinli Türk kahvesi, zeytin kolonyası gibi inovatif ürünlerimize zeytinli grisini, zeytinli ekmek, zeytinli un gibi yenilerini ekleyerek Ar-Ge çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Zeytinin çekirdeğinden yağına her zerresi gıdaya ve kullanıma sunulabilen mübarek bir meyve."

enes örer.JPG

ENES ÖRER / Oğuz Holding CEO’su

Son dönemde içecek sektöründe yatırımlarını artıran Oğuz Holding “yerli ve milli marka” vurgusuyla dikkat çekiyor. Şirketin  Türkiye’deki yükselişini bölgesel pazarlara taşımayı hedeflediklerini söyleyen Oğuz Holding CEO’su Enes Örer, “Yeni yatırımlar yaptık. Sektör de yapıyor. Ürünlerimizi geliştiriyor, yenilikçi ve inovatif ürünler ile son tüketicilerimizin ve iş ortaklarımızın takdirini kazanıyoruz. Yerli ve millî bir firma olarak bu sektörde yeni ufuklara yelken açıyoruz. Dünyanın 106 ülkesine ihracat gerçekleştiriyoruz. Bu, ülke ekonomisine ve Türkiye’nin marka değerine müthiş bir katkıdır. 2025 yılı sonuna kadar bu rakamı 110 ülkeye taşımayı hedefliyoruz.

Son dönemde içecek sektörüne yatırım yapan yerli ve milli bir markayız. Önümüzdeki dönemde Türkiye pazarındaki gücümüzü bütün dünyaya da taşıyacağız. Bir önceki yıla göre gazlı içecek sektöründeki pazar payımız 4 kat artmış durumda, önümüzdeki sene bu dört katın üstüne iki kat büyüme hedefliyoruz. Yani hedefimiz bölgenin en iyi içecek markaları arasında yer almak olacak.”

​Güvenilir gıda yalnızca kalite değil, üreticiden tüketiciye uzanan
bir vicdan meselesidir

toplu.JPG

Hepsi köklü markalar, köklerini profesyonel yönetim kültürü ile güçlendiren dünyaya ürün satanlar. Biz de onlardan ilham alarak “80 Günde Devri Âlem”  yapanlar dedik ve markalarının dünyadaki yolculuğunu öğrenmek için onları bir araya getirdik. Moderatörlüğünü usta iletişimci

Fügen Toksü’nün yaptığı “80 Günde Devri Âlem” panelinde bakın neler anlatmışlar.

Fügen Toksü

Güvenilir Ürün Zirvesi kapsamında düzenlenen “80 Günde Devri Âlem” panelinde, Reis Gıda, Muratbey Gıda, Ulusal Fındık Konseyi ve Mutlu Makarna temsilcileri bir araya gelerek markalaşma, sürdürülebilir üretim ve ihracatta yerli markaların küresel başarısını değerlendirdi. Konuşmacılar; kadın kooperatiflerinden dijital tarıma, yapay zekâdan yeşil enerjiye kadar uzanan yenilikçi uygulamaların Türkiye’nin üretim gücünü artırdığını vurguladı. Katılımcılar, güvenilir gıdanın yalnızca kalite değil, üreticiden tüketiciye uzanan bir vicdan meselesi olduğunu belirterek; yerli üretimin, markalaşmanın ve teknolojik dönüşümün Türkiye’nin tarımsal geleceğinde belirleyici rol oynayacağı mesajını verdi.

Işılay Reis- Reis Gıda Yönetim Kurulu Üyesi

2025 yılında Ar-Ge çalışmalarımız sonucu bitkisel proteinli, vegan ve glutensiz unlarımızı, nohut, mercimek ve karabuğday unlarını ürettik. Türkiye’nin geleneksel lezzetlerini dünya sofralarına taşıyoruz; şu anda 4 kıtada 26 ülkeye ihracat yapıyoruz. Amerika, Hollanda, Almanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelere ürünlerimizi ulaştırıyoruz. E-ihracat da bizim için çok önemli; Amazon gibi platformlarla çalışıyoruz. 2020 yılından beri ‘Reis Bakliyat Köyleri’ projesiyle tarladan sofraya izlenebilirliği sağlıyoruz. Kadın kooperatifleriyle üretim yapıyor, gençleri tarıma dahil ederek dijitalleşmeyi ön planda tutuyoruz. Yapay zeka teknolojileriyle tarım yapmaya başladık ve ülkemize kırmızı fasulyeyi kazandırdık.

Sertifikalı tohum üretimiyle su kaynaklarını verimli kullanmaya özen gösteriyoruz.

OECD ve FAO’nun raporuna göre bakliyat üretiminin önümüzdeki on yılda yüz bir milyon tondan yüz yirmi altı milyon tona ulaşması bekleniyor. Türkiye olarak bereketli topraklarımızın kıymetini bilirsek bu artışı ihracatta da sağlayabiliriz. 2025 yılı TÜİK verilerine göre hububat ve bakliyat sektörümüzün ihracatı sekiz milyar altmış üç milyon dolar seviyesinde, bu da yüzde 4.2 oranında bir artış anlamına geliyor. Ülkemiz markalarının geleceği çok açık, elimizdekini kıymetli bilmemiz gerekiyor.”

necmi erol.JPG

Necmi Erol Muratbey YK. Başkanı

“Aileden peynirciyiz. Bizim önümüzdeki kuşak altmışlı yıllarda mandıra dediğimiz sezonluk işletmelerle üretime başlamış. 1980 itibariyle kardeşimle birlikte yürümeye başladık, kırk beş yıllık bir ortaklığımız var. Üçüncü kuşağa işleri önemli ölçüde devrettik, her şeyin temeli saygı. Biz kırk beş yıldır Muratbey markasıyla üretim yapan bir firmayız. Asıl eğitimim İTÜ Elektrik Mühendisliği ama farklı bir şey yapma arzusuyla sektörde hem üretim teknolojileri hem de ürün çeşitliliği konusunda Türkiye’ye çok şey kattığımıza inanıyorum. Peynir her gün icat edilecek bir ürün değil ama biz sütü farklı şekillerde değerlendirerek yenilikçi ürünler geliştirdik. Bünyemizde makine ve gıda Ar-Ge ekiplerimiz var, işimizi seviyoruz ve işimizi güzel yapmaya çalışıyoruz. Ürünlerimiz hem yurt içinde hem yurt dışında tüketiliyor, tüketicilerimizin bize duyduğu güven bizi mutlu ediyor.

Hayvancılık Türkiye’nin kanayan yarası. Bu insanlar yedi gün yirmi dört saat çalışıyor ama hak ettikleri kazancı alamıyorlar. Köylünün yaşam koşullarını iyileştirmemiz, onları toprağa bağlamamız gerekiyor. Süt için tavan fiyat var ama neden domates, mercimek için olmasın? Pandemiyle birlikte gıda ihracatı durdu, kuraklık arttı, barajlarda su azaldı. Üretimi sürdürebilmek ve gıda güvenliğini sağlamak için üreticiyi desteklemeliyiz. Cumhuriyeti kuranlar köy enstitüleriyle insanları eğitmiş, toprakla bağ kurmalarını sağlamışlardı. Bugün ise yüzde sekseni şehirlerde yaşayan, üreten değil tüketen bir toplum haline geldik. Umarım yetkililer bu söylediklerimi dikkate alır.”

Cem Şenocak /Ulusal Fındık Konseyi Başkanı

“Biz Şenocak olarak güvenli gıdayı yalnızca bir hedef değil, topluma ve doğaya karşı bir sorumluluk olarak görüyoruz. Temelleri 1953 yılında atılan firmamız, birinci, ikinci ve üçüncü kuşak olarak 2017’ye kadar birlikte devam etti. Babamın vefatından sonra iki ve üçüncü kuşak olarak, yıllardır bizimle çalışan vefalı ekip arkadaşlarımızla yolumuza sağlam adımlarla devam ediyoruz. Karadeniz bölgesinin en önemli geçim kaynağı olan fındık, ülkemizin en değerli tarım ürünlerinden biridir. Biz bu ürünü dünyanın farklı noktalarına güvenle ulaştırabilmek için üreticiden tüketiciye uzanan tüm zinciri titizlikle yönetiyoruz. Üreticilerimizle el ele sürdürülebilir tarım prensipleriyle çalışıyor, toprak sağlığını, çevreyi ve insan emeğini koruyarak güvenilir gıdayı tesislerimizde uluslararası standartlarda üretiyoruz.

Ulusal Fındık Konseyi’nde en çok önemsediğim konu üreticinin üretmesi.

Ancak maliyetlerin artması ve mirasla bölünmeler nedeniyle özellikle Doğu Karadeniz’deki meyilli arazilerde üretici geçinemez durumda. Türkiye’nin üçte ikisi bu yapıdadır ve makineli tarım yapamıyor. Düz ovalarda ise verim yüksek, üreticiler diğer ürünlerden vazgeçip fındığa yöneliyor. Bu iki üretici arasında büyük bir gelir farkı var; meyilli arazide üretici yılda 20-30 bin lira kazanırken, düz ovada 500 bin ila 1 milyon lira gelir elde ediliyor. Dünyada ise rakiplerimiz çok hızlı büyüyor. Hatalı politikalar nedeniyle Türkiye’nin yüzde 85 olan pazar payı yüzde 60’lara kadar düştü. Bir diğer konu ise Kahverengi kokarcalar, kahverengi kokarcaları biz ilk 2015’te gördük Gürcistan’da sonrasında 2023’te Ordu’da görüldü. Bu zararla ilgili çalışmalarımız var özellikle Ordu’da çok hızlı bir şekilde çalışmalarımız mevcut ama bu 5-10 yılda bitecek bir konu değil, topyekûn mücadele edilmesi gerekiyor.”

Abdülkadir Külahçıoğlu - Mutlu Makarna Genel Koordinatörü

1970 yılında kurulan Mutlu Makarna, tamamen yerli sermayeyle faaliyet gösteren, Türkiye’nin lider ve en büyük makarna ihracatçısıdır. İSO sıralamasında 134. sırada yer alsa da gıda sektöründe Türkiye’nin 29. büyük şirketidir ve dünyanın ilk on makarna üreticisi arasında bulunur. Günlük 3500 ton buğday kırma kapasitesiyle makarna, irmik ve un üretimi yapan firma; Gaziantep’te iki, Tekirdağ’da bir fabrikayla üretim gerçekleştirmektedir.

Çevreye duyarlı üretim anlayışıyla 45 megawatt kurulu güce sahip temiz enerji projesiyle yeşil dönüşüme katkı sunan Mutlu Makarna, BRC, FSC, ISO gibi uluslararası standartlarda üretim yapmaktadır. 

“Mutlu makarna yaparsa iyisini yapar” mottosuyla çalışmalarını sürdüren firma, Türkiye’de tarımsal üretimle tarımsal sanayinin paralel gelişmediğini vurgulamakta; 2002’de 50 bin ton olan makarna ihracatının 1 milyon 450 bin tona çıkmasına rağmen buğday üretiminde aynı artışın görülmediğine dikkat çekmektedir. Un ihracatında dünya lideri, makarnada ise ikinci sırada olan Türkiye’nin önündeki en büyük engel, Avrupa Birliği’nin uyguladığı 20 bin tonluk kota ve ABD pazarındaki eski vergi düzenlemeleridir. Afrika’da da gümrük birlikleri nedeniyle ihracatta zorluklar yaşanmasına rağmen Mutlu Makarna pazar çeşitliliğini artırmak için yoğun çaba göstermektedir.

Ekonomiye yön verenlerden gıda sektörüne altın öğütler

resim 1_edited.jpg

Zirve bu yıl da önemli deneyim paylaşımlarına ev sahipliği yaptı. İş dünyasının önde gelen isimlerini, yatırımcıları ve akademisyenleri bir araya getiren zirvenin öne çıkan oturumlarından biri de “Türk ürünleri ile Dünya’da yolculuk; Ekonomiye yöne verenlerden dinleyin” başlıklı panel oldu.

Moderatörlüğünü Ekonomi Gazetecisi Mehmet Uluğtürkan’ın yaptığı panelde, Gülle Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Gülle, Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Feyhan Yaşar ve Nigella Global Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Eke konuşmacı olarak yer aldı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Milli ekonominin temeli tarımdır” sözünü hatırlatarak paneli başlatan Refleks Gazetesi Genel Yayın Müdürü Mehmet Uluğtürkan ‘Atatürk kendi maaşıyla satın aldığı Silifke, Tarsus ve Dörtyol’daki çiftliklerde modern tarım teknikleri geliştirmişti. Bu çiftlikleri halka açık hale getirerek tarım reformunu başlattı. Ölümünden bir yıl önce ise bu çiftlikleri tüm ekipmanlarıyla birlikte hazineye bağışladı. Atatürk’ü 10 yıl daha kaybetmeseydik, kişi başı gelirimiz bugünkünden birkaç kat fazla olurdu” dedi.

Sürdürülebilirlik gıdadan başlar; çünkü her şey topraktan başlar

RESİM 2.JPG

Yaşar Holding’in gıda sektörüne 1970’li yıllarda Selçuk Yaşar’ın vizyoner önderliğiyle adım attığını belirten Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Feyhan Yaşar, Türkiye’nin o dönemde büyük bir potansiyele sahip olmasına rağmen stratejik eksiklikleri bulunduğunu söyledi. Bugün ise gıda sektörünün önemli bir aşama kaydettiğini belirten Yaşar, sektörün geleceğini “sürdürülebilirlik, verimlilik ve kaynak yönetimi” başlıklarıyla özetledi.

“Sektörümüzde en kritik konulardan biri su ve enerji tüketimi. Bu nedenle verimlilik artışı ve sürdürülebilir üretim, tüm paydaşların ortak gündemi olmalı” diyen Yaşar, gıda israfına da dikkat çekti. Avrupa Birliği’nde olduğu gibi Türkiye’de de üretim fazlasının biyoyakıta veya atığa dönüştüğünü belirterek, atık yönetimi ve Ar-Ge yatırımlarının önemine vurgu yaptı.

“Sürdürülebilirlik gıdadan başlar; çünkü her şey topraktan başlar” diyen Yaşar, gençlerin tarım ve gıda teknolojileriyle ilgilenmesini teşvik eden politikaların önemine dikkat çekti.

Her sektörün bir yükselme, durağanlaşma ve yeniden yapılanma dönemi vardır

RESİM 3.JPG

Tekstil sektöründeki son durgunluk hakkında ise, “Bu düşüş bir çöküş değil, geçici bir dengelenmedir. 100 yıllık birikimi olan bir sektör kısa sürede toparlanır” değerlendirmesinde bulundu. Gülle, “Her sektörün bir yükselme, durağanlaşma ve yeniden yapılanma dönemi vardır. Tekstil şu anda yeniden yapılanma sürecinde” dedi.

Anadolu’nun çörek otunu Dünya markası yaptık

RESİM 4.JPG

Girişimcilik hikâyesini çörek otu bitkisiyle başlattığını belirten Nigella Global Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Eke, bu kadim Anadolu bitkisinin potansiyelini dünyaya tanıtma sürecini anlattı.

Evde çörek otu yağı sıkarak başladığı yolculuğun zamanla inovatif ürün geliştirmeye dönüştüğünü, kahveyle çörek otunu harmanlayarak yeni bir tüketim alışkanlığı yarattığını belirten Fatih Eke, “Pandemi döneminde çörek otunun sadece bir baharat değil, bir sağlık destek ürünü olduğunu göstermek istedik. Üçüncü ayda 1 milyon dolar ciroya ulaştık.

Çörek otu deyip geçmeyin yapılan bilimsel araştırmalar 14 bin kanser hastası üzerinde olumlu veriler elde edildiğini gösteriyor. Endemik bitkilerden katma değerli ürünler üretmek Türkiye için büyük bir fırsat. Biz, Anadolu’nun şifasını Dünya’ya ulaştırıyor ve uluslararası arenada ülkemizi temsil etmekten gurur duyuyoruz.’’ diye konuştu.

Gençlerin tarımı terk etmemesi gerektiğini vurgulayan Fatih Eke, “Çiftçilik gariban mesleği değildir. Gençler tarımda geleceğini görebilmeli. Türkiye hazinenin üstünde oturuyor ama aç geziyor bunu değiştirmek için daha çok çalışmalıyız. Türkiye’nin geleceği, toprağına ve üreticisine sahip çıkmakla mümkün olacak.” ifadelerini kullandı.

Güvenilir Ürün Platformu işte bu ürünlere ulaşmak için kurulmuş bir ortak akıl platformudur. Toplumsal duyarlılığı yüksek isimlerin yer aldığı bu sivil girişimde en önemli amaç, tüketicinin birebir kullandığı ya da aldığı tüm ürün ve hizmetler konusunda toplumu bilgilendirmek, araştırmalar yapmak ve projeler üretmektir.

Tüm Hakları Saklıdır. KVKK Aydınlatma Metni

bottom of page